ÖĞRETMENLER GÜNÜ
( 24 Kasım )
AÇIKLAMA -1-
Öğretmen;
öğretme işini görev edinen kişiye denir. Öğretmenlik bir meslektir. Kişinin
öğretmen olabilmesi için öğretmen yetiştiren bir okulu bitirmesi gerekir.
İlkokullarda öğretmen Sınıf Öğretmenidir. Sınıfın bütün derslerini aynı
öğretmen okutur. Ortaokul ve Liselerde ders öğretmenliği vardır. Meslek
okullarında dersler özel şekilde yetiştirilmiş meslek öğretmenleri tarafından
işlenir.
Eskiden
öğretmene "Muallim", öğretmen yetiştiren okula da "Muallim
Mektebi" denirdi. Ülkemizde öğretmen okulu ilk kez 16 Mart 1848'de açıldı.
Osmanlı
İmparatorluğu döneminde eğitime ve öğretime önem verilmiyordu. Az sayıda okul
vardı cumhuriyetin ilanıyla birlikte yurdumuzun her yanına yeni yeni okullar açıldı. Okul çağında olanlar bu okullarda
okumaya başladı.
Atatürk,
eğitimin, öğretimin yayılmasından, yaygınlaşmasından yanaydı. 1928 yılında Arap
harflerinin kaldırılıp yerine bugün kullanmakta olduğumuz Türk harflerinin
kabulü tüm yurtta sevinç yarattı. Halkın yeni harfleri kısa sürede öğrenip daha
çok yurttaşın okur - yazar olmasını sağlamak amacıyla yoğun bir çalışma
başladı. Okuma - yazmayı yaygınlaştırmak için okul çağı dışındaki yurttaşlara
okuma - yazma öğreten okullar açıldı. Bunlara Millet Mektepleri adı verildi.
Atatürk,
Ulus Okulları dediğimiz Millet Mektepleri'nde yazı tahtasının başına geçerek
dersler verdi. Bakanlar kurulu 11.11.1928 günü yaptığı toplantıda Ata'ya Ulus Okullar
Başöğretmenliği sanını verdi. 24 Kasım Atatürk'ün Millet Mektepleri
Başöğretmenliğini kabul ettiği gündür.
Öğrencileri,
öğretmenleri, okulu çok seven Atatürk yurt gezilerinde okullara uğrardı.
Sınıflara girer, sıralara oturur, ders dinlerdi. Öğrencilere sorular sorardı.
Öğretmenlerle konuşur, her yerde öğretmenliğin üstün bir meslek olduğunu anlatırdı.
Atatürk,
öğretmenlerin Ulusal Kurtuluş Savaşı'nda nasıl canla başla çalıştıklarını
yakından izlemiştir. Yurdumuzun düşman tarafından paylaşıldığı sırada
öğretmenler Öğüt Kurulları
oluşturarak halka ulusal bağımsızlık, Ulusal Kurtuluş Savaşı düşüncelerini
yayıyordu. Öğüt Kurulları dışında öğretmenler 14 eğitim kuruluşu ile birlikte
Milli Kongre Cephesini kurdular. Milli
Kongre Cephesi, düşmanların İzmir'i işgal ettikleri günlerde Sultanahmet
Mitingini hazırladı. Bu mitingin konuşmacılarından çoğu öğretmenlerdi.
Başöğretmen
Atatürk, öğretmenlerin Ulusal Kurtuluş Savaşı'nda gösterdikleri etkinliği hep
övmüştür. Atatürk yeni Türkiye'nin yaratılmasında öğretmenlere büyük görevler
düştüğü inancındaydı. Çağdaş bir ulus olmamız için eğitimin yaygınlaşması gereğine
inanıyordu. Bu nedenle Atatürk "Ulusları kurtaracak olan yalnız ve ancak
öğretmenlerdir." Sözleriyle öğretmene verdiği önemi ve duyduğu saygıyı en
güzel biçimde belirtmiştir.
Atatürk'ün
100. Doğum yıldönümü olan 1981 yılında, 24 Kasımın her yıl Öğretmenler Günü
olarak kutlanması kararlaştırıldı.
Öğretmenler
Günü'nde öğretmenin toplum içindeki yeri, değeri belirtilir. Öğretmen sorunları
dile getirilir. Öğretmenler Günü'nde; eğitime, öğretime hizmet etmiş, saygınlık
kazanmış öğretmenler anılır. Gençlerin yetişmesindeki katkıları anlatılır.
Mesleğe yeni giren öğretmenler 24 Kasımda Öğretmen
Andı içerek göreve başlarlar.
Öğretmen;
yapıcı ve yaratıcıdır. İnsan haklarına saygılıdır. Öğretmen özverili, çevreye
güven ve inanç veren, içi insan sevgisiyle dolu bir kişidir. Atatürk; "Öğretmenler, yeni nesil sizin eseriniz
olacaktır." demekle öğretmene yüklediği sorumluluğu ve değeri
anlatmıştır.
Öğretmenler
sevgi dağıtır. İçimizi aydınlatır. Bizi doğruya yöneltir. Bilgili kişiler
olmamız için çaba gösterir. Dünyayı tanıtır. Öğretmen her alanda yeniliği,
yenileşmeyi savunur. Gerçekleri anlatır. Beceri ve yeteneklerimizin gelişmesine
yardımcı olur. Kısaca analar doğurur, öğretmenler yetiştirir.
AÇIKLAMA -2-
Bir
milletin milli, ahlâki ve kültürel yönden güçlü ve medeniyet bakımından
kalkınmış olması öğretmenlerinin üstün çalışmalarına bağlıdır. Milli birlik ve
beraberliğimizin teminatı öğretmenlerdir.
Bizleri
ham bir madde olarak ele alan öğretmenler, üzerimizde titiz,dikkatli ve sabırlı
çalışmalar yaparak bizi şekillendirirler. Duygularımıza, ruhumuza,
fikirlerimize ve hayata bakışımıza en güzel desenleri verirler.
Bize
doğruyu, güzeli, iyiyi, mertliği, milli duyguları ve Atatürk ilkelerine
bağlılığı öğreten öğretmenlerimizdir. Biz onların eseriyiz. Sıhhatini, nefesini,
enerjisini, gençlik yıllarının hepsini bizim için harcar.
"Öğrenci gözüyle öğretmen" adlı
yarışmada birincilik ödülü alan yazı.
Ben bir
öğretmen çocuğuyum. İlk öğretmenim de annemdir. Öbür çocuklar gibi okula
başlarken yabancılık çektiğimi söyleyemem. Yaşamım okulda başlamıştı. Ancak
okula başlamamla yeni bir sorun önüme çıktı. Annemi öbür çocuklarla paylaşmak
zorunda kalmıştım. Evde benim üzerime kanat geren, bana bir çiçek gibi özen
gösteren annem, okulda ve özellikle sınıfımızda bambaşka biri oluyor, tüm
çocuklar onunmuş gibi onlara da aynı sevgiyi gösteriyordu.
Dahası,
onların sorunlarını eve de getiriyor ve hepsiyle ayrı ayrı
ilgileniyordu. Bu benim kıskançlığımı arttırıyordu. Özellikle "Ümmü" ile çok ilgileniyordu. Bu siyah saçlı, siyah
gözlü, tombul yanaklı köy çocuğu pek konuşkan değildi. Teneffüslerde oyunlara
da katılmazdı. İçine kapanık, sessiz bir tipti. Annem teneffüslerde "Ümmü" ile oynardı. Ümmü'nün
sorununa çözüm bulabilmek için ailesi ile sıkı bir ilişki kurmuştu. Bu çalışma
kısa sürede meyvesini verdi.
Ümmü oyunlara bizim
çağırmamızı beklemeden katılıyor, çalışmaları ile de kendini gösteriyordu.
Annemin sevinci sonsuzdu. Bir ödül almışçasına "Ümmü'yü
kazandım" diye seviniyordu. Fakat sevinci uzun sürmedi. Talihsiz bir olay Ümmü'nün yaşantısını alt üst etti.
Soğuk
bir kış günü evde yalnız kalan Ümmü, sobayı yakmak
istemiş fakat yakamamış. Bakmış ki olmuyor, kızgın odunların üzerine gaz dökmüş
ve kibriti yakmış. İşte ne oldu ise o zaman olmuş, sobadan fırlayan alevler Ümmü'yü sarmış. Dumanları gören komşular eve koşmuşlar. Ümmü'yü yarı baygın halde kurtarmışlar, yangını da
bastırmışlar.
Ev
kurtuldu. Fakat Ümmü geçirdiği korku nedeniyle
konuşamaz oldu. Gösterildiği doktorlar Ümmü'yü ancak
bir şokun konuşturabileceğini söylemişler. Annem Ümmü'yü
sıkıntılı günlerinde yalnız bırakmadı. Sınıfa getiriyor, onunla yine
ilgileniyordu.
Aradan
iki ay geçti. Annem kalp çarpıntısı geçirerek derste rahatsızlandı. Rengi
sararıyor, nefes almakta güçlük çekiyordu. Babam bir taksi getirdi, annemi bir
battaniye içinde sarsmadan arabaya yerleştiriyorlardı ki; kekeleyen bir ses
işitildi. "Öğretmenim ne olur iyi ol, seni çok seviyorum." Hepimizden
önce annem tanıdı sesin sahibini. Ümmü'ydü bu.
Annem
kapalı gözlerinin ardından sızan yaşlarla, "Ah ne güzel Tanrım. Ümmü de konuştu." dedi.
Ben de
Başöğretmen Atatürk'ümün eğitim ordusunda öğretmen olacağım.
Ben de
bilgisizliğin karanlığına ışık tutacağım. Yurdumun çocuklarına bilgiden taç
öreceğim. Öğrencilerimin gönüllerinde yaşayacağım.
KONUŞMA
Sevgili Arkadaşlar!
Harf devrimini yapan Mustafa Kemal Atatürk, yeni harflerin öğretilmesi için yazı tahtasının başına geçti. Milletimize yeni harfleri öğretmek için canla başla çalışmaya başlamıştı. Bakanlar Kurulu 11 Kasım 1928 günü yaptığı toplantıda, Ata’mıza “Millet Mektepleri Başöğretmenliği” unvanını verdi. 24 Kasım, Atatürk’ün Millet Mektepleri Başöğretmenliğini kabul ettiği gündür. Ata’mızın yüzüncü doğum yıldönümünün kutlandığı 1981 yılında, 24 Kasım’ın her yıl Öğretmenler Günü olarak kutlanmasına karar verildi.
Öğretmenler gününde, öğretmenlerimizin değerini, sorunlarını ve hizmetlerini hatırlar, onların emeklerini boşa çıkarmamak için gayrete geliriz. Biliriz ki, çalışkan, dürüst ve insani değerlere sahip insanlar olmamız, öğretmenlerimize verebileceğimiz en güzel armağandır.
Öğretmenlik kutsal bir meslektir. Sevgi dağıtıp içimizi aydınlatan öğretmenler bizi doğruya yöneltir, bilgili kişiler olmamız için çaba gösterirler. Dünyayı tanıtırlar bize. Gerçeği, daima gerçeği, yeniliği, gelişmeyi ve bilimi anlatırlar. Yeteneklerimizin gelişmesine yardımcı olur, doğruluk, dürüstlük ve yardımseverlik gibi evrensel değerlere ulaşmamızı sağlarlar. Bize anne olurlar, baba, kardeş ve arkadaş olurlar.
Dünyanın en saygın insanları olan, siz öğretmenlerimin huzurunda saygı ile eğilirim. Geleceğimiz, gözlerinizde gördüğümüz ışıltılar gibi aydınlık olsun!
|
24 KASIM
ÖĞRETMEN OROTORYOSU
|
|
(Arkadan:Ulusları kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir.Öğretmenlerden,e-ğitimcilerden yoksun bir ulus,henüz bir ulus adını alma yeteneğini kazanmamıştır.)
Öğrenci (Koro):
Biz Atatürk Gençleriyiz.
Öğretmen:
-Size gülümseyen Çocukların ruhunda ben varım. Uzandığınız çiçeklerde ellerim var. Edirne’den Van’a kadar bu topraklar Ben Ağrı Dağında rüzgar Toroslarda çoban kavalıyım Sarmış benliğimi vatanım. Damar damar .
Öğretmen Korosu:
Bir nesil yetiştiriyoruz. Bu cennet vatanda Ardahan’dan Edirne’ye kadar rahat uyu Atatürk’üm Bu nesil bizim ESERİMİZ.
Arkadan bir öğrenci:
Öğretmenler yeni nesil sizin eseriniz olacaktır.
Öğrenci korosu :
Senden öğrendik öğretmenim.
1. ÇOCUK:
Vatan için çalışıp Vatan için yaşamayı.
2. ÇOCUK:
Kutlu buyruğu Ata’nın Çağdaş uygarlığı aşmaya Senden öğrendik.
Koro:
Çağdaş uygarlığı aşacağız biz. Ata’nın ufkuna koşacağız biz.
3. ÇOCUK:
Ben Öğretmen olmk istiyorum Ben şairimin mısralarında dil, Genç kızımın gergefinde nakış nakış gül Aşığımın sazında tel, Öpülesi bir el olmak istiyorum.
Koro:
Biz Öğretmen olmak istiyoruz.
4. ÇOCUK:
Ben çaresizliğin 10. Çocuklendiği yerde ümit, Korkunun mayalandığı yerde yürek Güçsüzlüğün güçlendiği yerde bilek (olmak istiyorum) Koro : Biz öğretmen olmak istiyoruz. Öğretmen: Öğretmeniz,koşarız gece gündüz ışığa, Dilimizde açılır bilgi,sanat çiçeği Sevgi dolu içimiz bu Vatana,çocuğa Oya gibi işleriz aydınlık geleceği.
Öğretmenler Korosu:
Başöğretmen Atatürk, O, güneştir.Biz yıldız gösterdiği hedefe ışıl ışıl akarız.
Öğretmen :
Çağdaşlıkta en üstün yerimizi almaya Sözümüz var ilk günden,sözümüz var Ata’ya Yarıştayız son hızda ona layık olmaya
Marş :
Alnımızda bilgilerden bir çelenk, Nura doğru can atan Türk genciyiz. Yer yüzünde yoktur,olmaz Türk’e denk; Korku bilmez soyumuz.
Şanlı yurdum,her bucağın şanla dolsun; Yurdum, seni yüceltmeye andlar olsun.
5. ÇOCUK:
Önce sevmeyi öğretmelisin bana Her güzel şeyin sevmekle başladığını bildiğin için
Öğrenci
Korosu:Karda, fırtınada Ayakta kalmayı öğret bana Yıkılmayı değil
6. ÇOCUK::
Okumayı öğret bana Anlamak,anlatabilmek için Acımayı öğret Yanımdaki mutsuzken, gülmenin anlamsız olduğunu öğret.
Öğrenci Korosu:
Hepsinden önce, Atatürk’ü öğret bana , Öğret bana ki topraktan çıkan başak gibi savrulayım Sevgili öğretmenim.
Arkadan:
Toplumların uygarlık düzeyi öğretmenlere verilen değerle ölçülür.
7. ÇOCUK:
Kimse erişemez , kimse aşamaz seni Sevgin engin denizlere sığmaz.
Öğrenci Korosu:
Gurur duyarım seninle öğretmenim, Erişilmez dağ,aşılmaz deniz gibisin
4. ÇOCUK:
Saçtığın her tohum, kocaman ağaç olacaktır. Saracak,çevreleyecek,yüceltecektir Vatanı. Öğrenci Korosu:
Gurur duyarım,seninle öğretmenim. Yedi renk ışık saçan,güneş gibisin.
Arkadan:
Gelecek gençlerin,gençler ise öğretmenlerin eseridir.
Marş:
Candan açtık cehle karşı bir savaş, Ey bu yolda and içen genç arkadaş! Öğren,öğret halka hakkı,gürle coş; Durma durma koş.
Şanlı yurdum,her bucağın şanla dolsun; Yurdum,seni yüceltmeye andlar olsun.
Arkadan:
Bakın dünyaya bakın!!!
8. ÇOCUK:
Ne varsa yeryüzünde zanaatten sanata kadar.
9. ÇOCUK:
Ne varsa insan özünde ilk ateşten atoma kadar.
10. ÇOCUK:
Ne varsa duygu yüzünde şiirden heykele kadar.
11. ÇOCUK:
Ne varsa düşünce izinde sözden bilime kadar.
12. ÇOCUK:
Ne varsa uygarlık sözünde ilkelden en olguna kadar.
Öğrenci Korosu:
Öğretmen eseri değil mi?
Arkadan:
Öğretmenler ! Cumhuriyet fikirce, bilimce, fence, bedence güçlü ve yüksek karakterli koruyucular ister.Sizin başarınız Cumhuriyetin başarısı olacaktır.
13. ÇOCUK:
Orta çağ karanlıklarını yırtıyorsa ışık zaman anlamlaşıyorsa akıllarda Çağdaşlaşma, tırmanışa geçmişse
Öğrenci Korosu:
Atatürk,Atatürk atıyorsa yürekler Orada bir öğretmen vardır.
2. ÇOCUK:
Uzaklar yakın yakın olmuşsa Karanlık veriyorsa aydınlığa yerini Hayat fışkırıyorsa topraktan Öfke bir sevgiye dönüşmüşse
Öğrenci Korosu:
Atatürk,Atatürk atıyorsa yürekler Orada bir öğretmen vardır.
Öğretmen:
Açıyorum yoklama defterini Yeni derslerimize başlamadan önce Ses versin dün,bugün,yarın Sınıfımızda görününce
4. ÇOCUK:
İbni Sina Burda
14. ÇOCUK:
Mevlana Burda
1. ÇOCUK:
Hacı Bektaşi Veli Burda
15. ÇOCUK:
Farabi Burda Ayşeler,Fatmalar,Mehmetler Burda ,burda,burda Geçmiş,bugün,gelecek Burda,burda,burda Başöğretmen,14. Çocuk Kemal Atatürk Burda biziz burda burda....
|
|
Boş bir sınıf… Bir öğrenci mikrofondan şiiri okur. Ben bir öğretmenim Okulların birinde. Duymayı, düşünmeyi öğretirim, Derslerimde…
Bir söz yağmurudur ders dediğin de İnsan göklerinden rahmet yerine, Yağar da yağar. Benim çocuklarım bu bahçelerde, Bir yağmur altında ıslanmadılar…
Bir yağmur sonrası gelin, seyredin! Her taraf tepeden tırnağa bahar… Bulutsuz masmavi dünyalarına Sevginin, sevincin güneşi dolar!
Zil sesi. Öğrenciler sınıfa dağınık bir biçimde girerler. Gürültüyle sıralarına otururlar. En son sınıfa giren bir kız öğrenci ( Nurcan) öğretmenin masasına bir sap çiçek koyar ve en arka sıradaki yerine oturur. Tekrar zil çalar. Öğretmen sınıfa girer. Öğrenciler ayağa kalkar.
Öğretmen - Günaydın çocuklar! ( Sınıf bir ağızdan) – Günaydın öğretmenim!
(Öğretmen masaya bırakılan çiçeği alır)- Bu çiçeği kim getirdi?
( Sınıf sessizdir. Daha sonra herkes birbirine bakarak sorar)- Yok ben getirmedim.
- Kim getirmiş?
Öğretmen- Mademki getiren kendini göstermek istemiyor, öyle olsun. Açın bakalım ödevlerinizi.
( Arkada oturan Nurcan parmağını ürkekçe kaldırır.)
Öğretmen- Nurcan , ödevini yapmadın mı yoksa? ( Nurcan cevap verecek olur)
Nurcan- Şey öğretmenim… Ben , çiçek…(öğretmen sözünü keser)
Öğretmen- Bahane dinlemek istemiyorum. Ödevini yapmak her öğrencinin başta gelen görevidir.
( Öğretmen ödevlere bakmaya başlar. Altuğ ile Figen’in defterlerini alır ve çocuklara gösterir.)
- Bakın çocuklar! Arkadaşlarınız ödevlerini ne kadar güzel yapmışlar. Yazıları çok güzel. Üstelik dört sayfa yazmışlar. Yedi binlere kadar yazın demiştim. Çoğunuz ödevini eksik yapmış. Ama onlar verdiğim ödevi tam olarak yapmışlar.
( Öğretmen bu sırada Nurcan’ın yanına gelir. Nurcan heyecanla ödevini açar ve öğretmenine bakar. Öğretmen Nurcan’ın ödevine bakmadan geri döner ve yerin oturur. )
- Çocuklar, bundan böyle ödevini eksik yapanlara ceza vereceğim. Arkadaşlarınız Altuğ’la Figen’i alkışlayın bakalım!
( Bütün sınıf arkadaşlarını alkışlar. Bu sırada bütün öğrenciler ve öğretmen hareketsiz kalır. Nurcan ayağa kalkar ve şiiri okur:
2
Nurcan: Yedi binlere kadar birer birer yazın dedin. Parmaklarım tutuldu yazmaktan vazgeçmedim. Defterine baktın Altuğ ile Figen’in Dokuz yaprak doldurdum, ödevimi görmedin. Sana çiçek getirdim dikkatini çekmek için, Her sabah karşıladım bir gülücük görmek için. Selam durdum en önde bir “ Günaydın” bekledim, Okan’a gülümsedin, bana selam vermedin. Seni sevdim öğretmenim, yine de seni sevdim.
(Sınıf canlanır, öğrenciler gürültüyle birbirleriyle konuşurlar. Nurcan uslu uslu yerinde oturur.)
Öğretmen- Çocuklar, susun bakalım. Bugünkü konumuz besinler! Söyleyin bakalım besinler insan vücuduna nasıl faydalar sağlarlar?
( Sınıfta Nurcan’la birlikte üç öğrenci parmak kaldırır. Öğretmen Hasan’a söz verir)
Öğretmen- Hasan sen söyle bakalım.
Hasan- Öğretmenim besinler, vücudumuza çeşitli vitaminler verirler . Böylece bizi hastalıklardan korurlar.
Öğretmen- Aferin Hasan, bu doğru. Başka ?
Aylin- Öğretmenim, besinler bizim büyümemizi sağlar. Ayrıca zekamızı geliştirir.
Öğretmen- Doğru Aylin. ( Bu arada Nurcan’ın parmağı hep havadadır)
Öğretmen- Çocuklar, bizler bütün besinlerden yeterince almalıyız. Onu yemem, bunu yemem dememeliyiz.
( Öğretmen bu arada sırasında uyuklayan Ahmet’e sorar) Söyle bakalım Ahmet, sen kahvaltıda ne yersin?
Ahmet- (Esneyerek) Peynir ekmek öğretmenim.
Öğretmen- Pekiii öğle tatilinde ne yersin?
Ahmet- Peynir ekmek öğretmenim…Annem beslenmeme de peynir ekmek koyuyor. Çünkü peynire para vermiyoruz. Köyden geliyor da…
Öğretmen- Çocuklar sizce aynı yiyecekleri yememiz doğru mu?
( Bütün sınıf bağırır)- Hayır öğretmenim…
Öğretmen- Pekiii, neden? Söyle Ayşe neden?
Ayşe- Şey öğretmenim, sonra peynirimiz biter.
( Bütün sınıf ve öğretmen güler)
Öğretmen- Olur mu kızım, dengeli beslenemeyiz de ondan. ( Ayşe bilmiş bilmiş başını sallar)
Öğretmen- Çocuklar, vitaminler deyince ilk aklımıza gelen besinler sebzeler ve meyvelerdir. Söyleyin bakalım kimler bol sebze yiyor?
( Bütün sınıf parmak kaldırır.)
Öğretmen- Çocuklar, bana kalırsa hepinizin burnu uzadı…( Çocuklar elleriyle burunlarını kontrol eder. Öğretmen gülerek) Hadi bakalım doğru söyleyin... Bu sınıfta en çok sebzeyi kimler yiyor?
( Nurcan ve Selim parmak kaldırır. Öğretmen Selim’in başını okşar)
Öğretmen- Selim, gerçekten de sebze yer misin? Mesela pırasa?
3
Selim- Öğretmenim benim bir annem var, hiç et sevmez ve yemez. Tabii bizim evde yemekleri annem yapar. Valla bütün ev halkı meliyoruz. İşimiz gücümüz yeşillik yemek… Arada patates kızartması, hamburger yesek fena mı olur öğretmenim? Bıraksak yakında yoldaki otları toplayıp pişirir annem.
Öğretmen- Tek yönlü beslenme yanlış derken bunu da kastettim. Sürekli sebze yemek de doğru değil. Vücudumuzun ete de baklagillere de ihtiyacı var.
( Bu arada Nurcan birden bağırır.)
Nurcan- Öğretmenim biz de hep sebze yeriz; çünkü et çok pahalı!
( Bütün sınıf arka sırada oturan Nurcan’a bakar ve kendi aralarında fısıldaşır. Nurcan utanarak önüne bakar ve yerine oturur.)
Öğretmen- Çocuklar özellikle kış aylarında et, süt, yumurta gibi gıdaları daha çok tüketmeliyiz. Eğer tüketmezsek üşürüz ve daha kolay hasta oluruz.
( Öğretmen ve öğrenciler hareketsiz kalır. Nurcan ayağa kalkar ve şiirini okur) Seni sevdim öğretmenim, yine de seni sevdim. Oyuncağım olsaydı, inansana verirdim. Sabah ayazda geldim, buzda karda hep geldim, Çok üşüdüm öğretmenim,”Üşümüşsün” demedin…
( Nurcan yerine oturur, sınıf yine canlanır)
Öğretmen- Çocuklar, cumhuriyeti ilk kuran kişiler hakkında neler söyleyebiliriz? Biliyorsunuz bu günkü konumuz “Cumhuriyetin Kuruluşu”
Ali- Hepsi ölmüştür öğretmenim! ( Bu söze bütün sınıf güler)
Öğretmen- Aliii! Gene şaklabanlık yapmaya başladın. ( Bu arada Tolga parmak kaldırır.)Söyle Tolga…
Tolga- Onlar bu vatan için ölümü korkmadan göze almış, gece gündüz demeden savaşmış ve bu güzel vatana cumhuriyeti armağan etmiş; başta Atatürk olmak üzere, şerefli Türk büyükleridir öğretmenim! ( Bütün sınıf Tolga’nın bu coşkulu konuşmasını alkışlar.)
Öğretmen – Aferin Tolga, çok güzel açıkladın. Sen de anladın mı Ali?
Ali_ Anladım öğretmenim.
Öğretmen- Peki Ali sana bir soru daha…Vatan nedir?
( Ali şaşkın şaşkın öğretmene bakar. Bütün sınıf kıkırdar)
Ali- Bilmem, yani biliyorum da nasıl anlatacağımı bilmiyorum öğretmenim… Öğretmen- Sen söyle Elif, vatan nedir?
4
Elif- Vatan anamızdır öğretmenim! Ana kadar kutsal, üzerinde yaşadığımız; uğrunda öleceğimiz topraklardır.
Öğretmen- Aferin Elif, şimdi söyle bakalım Ali, vatan neymiş?
( Ali isteksizce ayağa kalkar)
Ali-Vatan Elif’in anasıymış öğretmenim. ( Bütün sınıf kahkahalar atarak güler. Öğretmen de gülmektedir.)
Öğretmen- Çocuklar, şimdi zil çalacak. Biriniz tahtayı silsin.
( Öğrenciler kalemlerini, defterlerini toplamaya başlarlar. Nurca yerinden fırlar ve tahtayı istekle siler)
( Bütün sınıf yine hareketsiz kalır. Nurcan şiirini okur. Bu kez şiirini öğretmeninin etrafında dolaşarak, ona dokunarak okur.) Kapılarda bekledim, tahtayı hep ben sildim. Bazen ayakta kaldım, kimi zaman eğildim. Gözümden yaşlar aktı, kendi kendime sildim. Sana yakın olmayı bir ben beceremedim… Şiir verdin Nalân’a, Zühal’in resmini övdün. Şule’ ye güven verdin, beni hiç mi sevmedin? Gücensem de öğretmenim, hiç kızmadan, darılmadan, Arka sıradaki Nurcan BEN, seni seven NURCAN’IN…
( Gözünden akan yaşları silerken sınıf canlanır. Tam bu sırada öğretmen Nurcan’ın yanına yaklaşır, başını okşar ve ona masasındaki çiçeği uzatır. )
Öğretmen- Çocuklar, ben her gün bu çiçekleri bana Nurcan’ın getirdiğini biliyorum. Ve onu çok seviyorum. En az sizi sevdiğim kadar ya da kendi çocuklarımı… Derslerde başarılı, çalışkan, dürüst bu arkadaşınızı yarın yapacağımız sınıf başkanlığı seçimi için benim adayım olarak belirliyorum. Ne dersiniz?
( Bütün sınıf ayağa kalkar ve hep bir ağızdan haykırır._
Sınıf- Yaşasın yeni başkanımız!( Bu arada Nurcan eliyle yüzünü örter ve sevinçle öğretmenine sarılır. Öğretmen onu kucaklar ve öper. Bütün oyuncular oldukları yerde kalırlar ve alkışlardan sonra seyircinin önüne gelip selam verirler.)
|
ŞİİRLER
BEN BİR ÖĞRETMENİM |
||
|
Ben bir öğretmenim
Okulların birinde
Duymayı, düşünmeyi öğretirim.
Derslerimde...
Bir söz yağmurudur, ders dediğin
de,
İnsan göklerinden, rahmet
yerine,
Kitaplar dolusu yağar da
yağar...
Benim çocuklarım bu bahçelerde,
Bu yağmur altında ıslanmadalar.
Bir yağmur sonrası gelin
seyredin,
Her taraf tepeden tırnağa
bahar... |
Bulutsuz masmavi dünyalarına,
Sevginin, sevincin güneşi doğar.
Böyle çocuklarla dolar her
yanım,
Çocuklar kardeşim,
Çocuklar arkadaşım,
Canım…
Onlarda toplanmıştır
Geçip giden zamanım,
Bir parıltı görsem gözlerinde,
Bilgiden, anlayıştan yana,
Bir hal olur bana... |
Zannedersiniz ki,
Dünyalar benim…
Çocuklar, kitaplar, yazı tahtası
Enine boyuna bütün zamanlar,
Dört duvar arası bir dershanede,
Her dinden her dilden gelmiş
insanlar.
Bizimle konuşur hayal ederler,
Bağlanırız kalırız kendilerine.
Hikaye anlatır, şiir söylerler,
Mutluluk üstüne, ümit üstüne… M.Gündüz GÖKTÜRK |
ÖĞRETMEN
Dosttur o çalışanla, dosttur o
yarışanla
Yarınlara el ele beraber
koşanlarla,
Mutludur o, simsiyah saçları
olmuşsa ak,
Dünden daha güçlüdür uyanırken
her sabah.
Doğruya, güzelliğe, odur yolu
gösteren
Odur hep geleceğe güvenle
gülümseyen.
Bir ana, bir babadır çocuklara
sunulan.
Odur eli öpülen, odur fedakâr
insan.
Sarsılmaz bir inançla görevini
sevmekte,
Ömrünü adamıştır milletine
hizmette.
Ruhlara şekil veren, kafaları
besleyen
Uygarlığa yürürken en öndedir
öğretmen. Nevin EMGEN |
BAŞÖĞRETMEN
Atatürk benim,
Başöğretmenim,
Ne öğrendimse,
Ondan öğrendim.
Yenilikleri,
Hep o düşünmüş,
Milleti için,
Ağlamış, gülmüş.
Çocuk kalbimle,
İlk onu sevdim,
Atatürk benim,
Başöğretmenimdir. Tarık ORHAN |
SEVGİLİ ÖĞRETMENİM
Sevgili öğretmenim,
İnan sen bir ışıksın.
Yanarsın gece gündüz.
Aydınlatırsın bizi.
Doğruyu, güzeli,
Bize sen öğretirsin.
Vatanıma sevgiyi,
Kalbimize sen korsun.
Çevreni aydınlatır,
Bir mum gibi erirsin.
Anne - baba gibisin,
Bizi, bağrına basarsın. Fethi BOLAYIR |
ÖĞRETMENİM
Okumayı yazmayı, Sayıları saymayı, Güzel resim yapmayı, Sensin bana öğreten. Büyükleri saymayı, Küçükleri sevmeyi, Yurda hizmet etmeyi, Sensin bana öğreten. Kasabamı, köyümü, Vatanımı, yurdumu, Ulusumu, soyumu, Sensin bana öğreten. |
DÜNYANIN BÜTÜN ÇİÇEKLERİ |
|
|
Dünyanın bütün çiçeklerini
diyorum
Bütün çiçekleri getirin buraya,
Öğrencilerimi getirin, getirin
buraya,
Kaya diplerinde açmış çiğdemlere
benzer
Bütün köy çocuklarını getirin
buraya,
Son bir ders vereceğim onlara,
Son şarkımı söyleyeceğim,
Getirin, getirin… ve sonra
öleceğim.
Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum
Kır ve dağ çiçeklerini istiyorum.
Kaderleri bana benzeyen,
Yalnızlıkta açarlar, kimse bilmez
onları,
Geniş ovalarda kaybolur kokuları…
Yurdumun sevgili ve adsız
çiçekleri,
Hepinizi, hepinizi istiyorum, gelin
görün beni,
Toprağı nasıl örterseniz öylece
örtün beni.
Dünyanın bütün çiçeklerini
diyorum
Ben bir köy öğretmeniyim,
bahçıvanım,
Ben bir bahçe suluyorum
gönlümde,
Kimse bilmez, kimse anlamaz
dilimden
Ne güller fışkırır çilelerinde,
Kandır, hayattır, emektir benim
güllerim
Korkmadım, korkmuyorum ölümden,
Siz çiçek getirin yalnız, çiçek
getirin.
Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum
En güzellerini saymadım çiçeklerin,
Çocukları, öğrencilerimi istiyorum
Yalnız ve çileli hayatımın
çiçeklerini,
Köy okullarında açan, gizli ve
sessiz,
O bakımsız ama kokusu eşsiz çiçek.
Kimse bilmeyecek seni, beni kimse
bilmeyecek
Seni, beni yalnızlık örtecek, yalnızlık örtecek. |
Dünyanın bütün çiçeklerini
diyorum
Okulun duvarı çöktü altında
kaldım,
Ama ben dünya üstündeyim,
toprakta.
Yaz kış bir şey söyleyen sonsuz
toprakta,
Çile çektim, yalnız kaldım, ama
yaşadım.
Yurdumun çiçeklenmesi için,
daima yaşadım,
Bilir bunu bahçeler, kayalar,
köyler bilir.
Şimdi ustum, örtün beni, yatırın
buraya,
Dünyanın bütün çiçeklerini getirin
buraya.
Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum
Afyon ovasında açan haşhaş çiçeklerini,
Bacımın suladığı fesleğenleri,
Köy çiçeklerinin hepsini, hepsini,
Avluların pembe entarili hatmisini,
Çoban yastığını, peygamber çiçeğini
de unutmayın,
Aman Isparta güllerini de
unutmayın,
Hepsini, hepsini bir anda koklamak
istiyorum
Getirin, dünyanın bütün çiçeklerini
istiyorum.
Dünyanın bütün çiçeklerini
diyorum
Baharda Polatlı kırlarında açan,
Güz geldi mi Kop dağına göçen,
Yürükler yaylasında, Toroslarda eğleşen,
Muş ovasından, Ağrı eteğinden,
Gücenmesin, bütün yurt
bahçelerinden
Çiçek getirin, örtün beni,
Eğin türkülerinin içine gömün
beni.
Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum
Ben mezarsız yaşamayı diliyorum,
Ölmemek istiyorum, yaşamak
istiyorum,
Yetiştirdiğim bahçe yarıda
kalmasın,
Tarumar olmasın istiyorum, perişan
olmasın,
Beni bilse bilse
çiçekler bilir dostlarım,
Niçin yaşadığımı ben onlara
söyledim,
Çiçeklerde açar benim gizli
arzularım. Ceyhun Atuf KANSU |
BİRİCİK ÖĞRETMENİM
Öpmek istiyorum hep o şefkatli
elleri.
Yerimde sayıyordum alıp geçtin
ileri.
Bana hep sen öğrettin o güzel
bilgileri.
Benim bilgi kaynağım, sevgili
öğretmenim.
Hep okulda geçirsem günleri,
geceleri,
Daha erken öğrensem harfleri,
heceleri.
Sende saklı bulunan o güzel
bilgileri,
Ben de almak isterim biricik
öğretmenim.
İstemez oldum artık vefasız
geceleri.
Hep sınıfımda olsam, okusam
heceleri.
Atamın önerdiği olmam istenen
yeri,
Bana sen hazırladın biricik
öğretmenim.
Hakkı ÇEBİ
|
SELÂHATTİN ÖĞRETMEN
Kınık köyünün büyük beyaz
okuluna,
Pencerelerden bir baktım,
Selâhattin öğretmenin sesi geliyordu.
Öğrenciler taş kesilmiş
dinliyordu.
Neler diyordu, o duvarlar
biliyordu.
Kımıldamadan öyle kaldım,
Okula güneş vuruyordu.
O, karşımda dinlendiren aydınlık
Gönlüme vuruyordu bir parçası.
Düşüncemi tuttum, açıklara
saldım.
Bir at koşar gibi çayırlarda
Selâhattin öğretmen konuşuyordu.
Köyün kara toprak evleri,
İlerde her şeyden habersiz
Kendi hayatını yaşıyordu.
Talip APAYDIN
|
SEVGİLİ ÖĞRETMENİM
Sabahleyin en erken,
Yataktan kalkan benim.
Okuluma koşarken,
Günaydın öğretmenim.
Her zaman seversiniz,
Bilgiler verirsiniz.
Çalış, öğren dersiniz
Sevgili öğretmenim.
Bu yurdun kızı oğlu,
Tuttuk en aydın yolu
Kalbim sevgiyle dolu,
Hayatım öğretmenim.
Severek sayıyorum,
Üzmemek istiyorum,
Geçiyor böyle günüm,
Biricik öğretmenim. |
·
Ulusları
kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir.
·
Dünyanın
her yanında öğretmenler, insan topluluğunun en fedakâr ve en değerli
varlığıdır.
·
Öğretmen
bir sanatkârdır, yarının temelini o attığı gibi, değerli kişilik hamuruna da
biçim verir.
·
Öğretmenler,
yeni nesil sizin eseriniz olacaktır.
·
Gelecek
gençlerin, gençler ise öğretmenlerin eseridir.
·
Öğretmen,
geçmişin öğreticisi, geleceğin kurucusudur.
·
Toplumların
uygarlık düzeyi, öğretmene verdiği değerle ölçülür.
·
Geleceğin
güvencesi eğitime, eğitim ise öğretmene dayalıdır.
·
·
Dünyada
her şeye kıymet biçilebilir. Ama öğretmenin eserine kıymet biçilemez. (Socrates)
·
Yeryüzünde
öğretmenlikten daha onurlu bir tanımıyorum. (Diyojen)
·
Yeryüzünde
barışı sağlayacak sihirli değnek analarla öğretmenlerin elindedir. Eğitim
demek, vücutta ve ruhtaki güzelliği ve mükemmelliği son mertebesine kadar geliştirmek
demektir. (Eflatun)
·
Öğretmenlik
bir sanat işidir. Sanatçı geçim sıkıntısı çekerse, ondan yaratıcılık
beklenemez. (İ.N.Özgür)
-1-
***Gençliği yetiştiriniz. Onlara ilim ve irfanın (kültürün) müspet fikirlerini veriniz. İstikbalin aydınlığına onlarla kavuşacaksınız. Hür fikirler uygulandığı zaman Türk milleti yükselecektir.
(ATATÜRK)
|
ATATÜRK VE ÖĞRETMENİM Sevgili
öğretmenim Özkan GÖNLÜM
ÖĞRETMEN OLMAK İSTİYORUM Ben, öğretmen
olmak istiyorum, Nejat SEFERCİOĞLU
|
BEN ÖĞRETMENİM Şanlı
bayrağımı görünce
Murat ŞENGÖNÜL ÖĞRETMENİN ÖYKÜSÜ Ben,
köy öğretmeniyim, O. Köksal MEMİŞ ÖĞRETMENİN VEDASI
Gidiyorum... Bir yanımda emeklerim,
Fatma AYDEMİR
|
ATATÜRK’TEN ANILAR
BEN ATATÜRK'ÜN ARKADAŞIYIM
"Ben
1920 yılında Ankara'da doğdum bütün çocukluğumda bu kentte geçti. Atatürk'te
benim doğduğum yıllarda Ankara'ya gelmişti. Biz çocukluktan çıkmaya çabalar,
büyürken, Atatürk'te büyüyordu.Atatürk'ü tanıdığımda sanıyorum ki 7-8
yaşlarındaydım. İstasyondan Samanpazarı'na çıkan yokuşun ortalarında, o
zamanlar, Türk Ocağı denilen mermer, görkemli bir yapı yükseliyordu.
O günlerin Ankara'sında Atatürk hemen, hemen haftanın birkaç gününde gelir, bu
yapının yükselişi ile ilgilenirdi. Evimiz denizciler caddesinde olduğundan,
benim yaşımdaki çocuklarda gider, bu yapının kırık mermerlerinden birer parça
alır, gazoz kapağı oynardık. Bu oyun gazoz kapaklarını bir çemberin içine dizmek
ve oradan bir mermerle dışarı çıkarmak biçiminde oynanırdı.
Mermer kırıklarını almaya gittiğimizde çoğu zaman Atatürk'ü görürdük.
Otomobilin çevresinde motosikletli polisleri, arabalara binmiş yakınları ile
Atatürk'ün gelişi her zaman belli olurdu. Benim yaşımdaki, mermer almaya gelmiş
çocuklarda yani bizlerde tek sıra dizilir, Atatürk'ün önümüzden geçmesini
beklerdik. Bizi böyle askermişçesine tek sıralı dizilmiş gören Atatürk'te
önümüzden geçerdi.
Artık öyle olmuştu ki biz de Atatürk de birbirimizin tanışı olmuştuk. Bazen
önümüzden geçerken kimimizin yanağından sıkar, saçını okşar, kimimizin adını
sorardı. Bu tanışıklık,Türk Ocağı'nın yapımına kadar aylarca yıllarca sürdü.Öyle
olmuştu ki, Atatürk çoğumuzun adını unutmayacak kadar bizleri tanımıştı.Tek sıra
olduğumuzda, " Nasılsın Mehmet? Nasılsın Ahmet? Sınıfını geçtin mi? Kuş palazı
olduğunu duymuştum iyileştin mi? " gibi sorular soracak kadar bizleri tanır
olmuştu.
İlkokulu bitirdik, ortaya başladık. O zaman Ankara'da bir ortaokulla bir lise
vardı, ikisi de bir arada öğrenim yapardı.Atatürk Çankaya'da sıkıldığı zamanlar
okulumuza gelir, bazı sınavlara girerdi. Sınavlarda sorular sorardı. Lisede,
sorulan sorulara iyi yanıt verenleri Avrupa'ya okumaya yolladığını duyardık.
Bunları duydukça da, "Ah, Atatürk bizim sınavımıza da girse bizde sorulara yanıt
versek bizi de Avrupa'ya gönderse....." diye özenirdik.
Benim sınavlarıma girmedi. Başka arkadaşlarımın sınavlarına girdiğini biliyorum.
İçlerinde Avrupa'ya gidenler de oldu.
Biraz daha büyüdük, izci olarak Atatürk'ün önünden Cumhuriyet bayramlarında
geçtik. 19 Mayıs törenlerinde önünde jimnastik gösterileri yaptık. Adı sonradan
Türk Ocağı'ndan Halk Evi'ne çevrilen yapıda verilen öğrenci temsillerinde
oyunlar oynadık. Bizleri de hep gördü lisenin son sınıfında idim. Bir öğleye
doğru idi. Dersten çıkıp bahçede oynarken Halk Evi'nin tepesindeki bayrağın
yarıya indirilmiş olduğunu gördük. Okulu, öğretmenleri , yöneticileri bir hüzün
kaplamıştı. "Ne oluyor?" dememize kalmadı. Atatürk'ün öldüğü, bayrağın onun için
yarıya çekildiği kara haberi kulaktan kulağa dolaştı. Öğretmenlerimiz ne
yapacaklarını, bize ne diyeceklerini şaşırmışlardı.
"Hadi, bu gün okul kapalı..." dediler. Evlerimize gittik.
Atatürk'ün İstanbul'da öldüğü haberi bütün kente yayılmıştı. O zamanlar
Ankara Atatürk demekti. Ankara başımıza çöker gibi oldu.
" O benim arkadaşımdı...." diye hıçkıra, hıçkıra ağlamıştım. Büyükler, " Nereden
arkadaşın oluyor? " diye sorduklarında:
" Mermer alırken, hep bizi sever okşardı. " diyordum. Bundan olacak, Atatürk'e
hep çocukluk arkadaşım gözüyle bakmışımdır.
Onun yüceliğini aradan çok yıllar geçtikten sonra daha iyi anlıyorum. Ama
anlatabiliyor muyum?...."
ATATÜRK'ÜN EĞİTİME VERDİĞİ ÖNEM
Atatürk,
büyük bir asker, büyük bir devlet adamı ve diplomat olduğu kadar, eğitim
alanında da milletimizin çağ değiştirmesini, atılım yapmasını sağlayan büyük bir
önderdir. Atatürk'ün Millî Eğitim konusuna gösterdi- ği ilgi ve bu konuda ileri
sürdüğü görüşler incelendiği zaman, bu konuya adeta bir eğitim düşünürü gibi
eğildiği, konunun bütün yönleriyle çok yakından ilgilendiği, çevresine Millî
Eğitimin önemini anlatmak içni her fırsatı değerlendirdiği, Millî Eğitimde göz
önünde tutulması gerekli amaç ve ilkeleri açıklığa kavuşturduğu görülür. Atatürk
eğitim alanındaki yenileşmenin önderidir.
Atatürk'ün gözünde, Türk Millî Mücadelesi, sırf askerî mahiyette, düşmanı
vatan topraklarından kovmayı tek amaç bilen bir hareket değildi. Askerî alanda
kazanılacak zafer, millî kurtuluşun ilk şartı idi. Fakat zaferden sonra
yapılacak işler, bağımsızlık savaşı kadar önemliydi. Savaş sürerken bile,
Atatürk, savaş sonrasının sorunlarına hazırlanıyor, bu arada Millî Eğitim
konusuna da eğiliyordu.
Bağımsızlık Savaşının en bunalımlı günlerinde, düşman kuvvetlerinin kesin
sonuca ulaşmak hayaliyle baskılarını arttırdıkları, Ordumuzun Sakarya'ya kadar
çekilmesine yol açan Kütahya-Eskişehir yöresindeki Yunan saldırısının tehlikeli
şekilde geliştiği günlerde, 16 Temmuz 1921'de, Ankara'da "Maarif Kongresi"
(Millî Eğitim Kongresi) toplanmıştır. Atatürk cephedeki şartların ağırlığına
rağmen, bu Kongrenin ertelenmesine razı olmamış, hattâ Kongrenin açış
konuşmasını kendisi yapmıştır.
Bu açış konuşmasında, -devam eden savaşa ve bütün maddî imkânların düşmanı
vatanımızdan kovmak için kullanılması zorunluluğuna rağmen- "millî" ve "çağdaş"
bir eğitimin temellerinin atılmasını, yapılacak işlerin sağlam bir programa
bağlanmasını istemiştir. Bu konuşmasında:
"Yüzyıllarca süren derin idarî ihmallerin devlet bünyesinde açtığı yaraları
iyileştirme yolunda harcanacak çabaların en büyüğünü, hiç şüphesiz, irfan (bilgi
ve kültür) yo/unda kullanmalıyız" diyen Atatürk, acı bir gerçeğe parmak basar:
"Şimdiye kadar izlenen öğretim ve eğitim yöntemlerinin, milletimizin gerileme
tarihinde, en önemli etken olduğu kanısındayım.
Ayrıntıları eğitim uzmanlarına bırakmak istediğini belirterek, bazı genel
ilkelere değinen Atatürk, eski devrin hurafelerinden, boş inançlarından, Doğudan
ve Batıdan gelebilecek zararlı etkilerden uzak, millî karakterimize ve
tarihimize uygun bir kültüre muhtaç olduğumuzu vurgular. "Gelecekteki
kurtuluşumuzun büyük önderleri" olarak selâmladığı öğretmenlere duyduğu derin
saygıyı dile getirir. Çevresine inanç aşılar:
"Silahıyla olduğu gibi, dimağıyla da mücadele zorunda olan milletimizin,
birincisinde gösterdiği kudreti ikincisinde de göstereceğine asla şüphem yoktur"
der.
Atatürk'ün, yıllar sonra, "Cumhurbaşkanı olmasa idiniz, ne olmak isterdiniz?"
sorusuna, "Millî Eğitim Bakanı olarak eğitim davasına hizmet etmek isterdim"
diye cevap vermesi bile, eğitimi millet hayatında ne kadar önemli bir etken
olarak gördüğünün işaretidir.
Birinci Dünya Savaşının galibi emperyalist ülkelere ve onların âleti olarak
vatanımıza saldıran Yunanlılara karşı kazandığı zaferle, Gazı Mustafa Kemal
Paşa, yalnız Türklüğün değil, Fas'tan Endonezya'ya kadar bütün islâm âleminin,
bütün ezilen milletlerin kahramanı olmuştu. Fakat, O, bir an bile zafer
sarhoşluğuna kapılmadı. Çok iyi biliyordu ki -kültür, eğitim ve iktisat
zaferleri ile tamamlanmadıkça- askerî zafer tek başına millî kurtuluşu sağlamağa
yetmeyecektir. Düşmanın İzmir'de denize dökülüşünden sadece bir buçuk ay sonra,
Bursa'da, kendisini ziyarete gelen İstanbul öğretmenlerine söylediği şu sözler,
O'nun, bu konuda ne kadar bilinçli olduğunu gösterir: "
bugün eriştiğimiz noka gerçek kurtuluş noktası değildir...
Kurtuluş cemiyetteki hastalığı ortaya çıkarmak ve iyileştirmekle elde edilir.
Hastalığın tedavisi ilim ve fennin gösterdiği yolla olursa hasta kurtulur. Yoksa
hastalık müzminleşir ve tedavisi imkansız hale gelir..."
Orduların yönetilmesinde nasıl ilim ve fen rehber edinilerek zafere ulaşılmış
ise, "milletimizi yetiştirmek için kaynak olan okullarımızın ve yüksek öğretim
kurumlarımızın kuruluşunda da" ilim ve fennin yol
-2-
gösterici
olacağını belirten Atatürk, her fırsatta öğretmenlere şöyle sesleniyordu:
"Ordularımızın kazandığı zafer, sizin ve sizin ordunuzun zaferi için yalnız
zemin hazırladı... Gerçek zaferi siz kazanacak, siz sürdüreceksiniz ve mutlaka
başarıya ulaşacaksınız".
Büyük Zafer'den az sonra, henüz Cumhuriyet kurulmadan Kütahya'da, "irfan
ordusu" diye nitelendirdiği öğretmenlere hitaben söylediği şu sözler, bu kutsal
mesleğin mensuplarına verdiği büyük değeri gösteriyordu:
"...Toplumumuzu hakikat hedefine, mutluluk hedefine ulaştırmak için iki orduya
ihtiyaç vardır: Biri vatanın hayatını kurtaran asker ordusu, öteki milletin
geleceğini yoğuran irfan ordusu...
Asker ordusu, vatanı yok etmeğe gelen düşmanı, vatanın harim-i ismetinde
(yabancıların giremiyeceği temiz ve kutsal vatan topraklarında) boğup mahvetti.
Yalnız, işimiz bu orduya sahip olmakla bitmiş, gayemiz yalnız bu ordunun
başarısıyla gerçekleşmiş değildir. Bir millet savaş meydanlarında ne kadar
parlak zaferler elde ederse etsin, o zaferlerin kalıcı sonuçları ancak irfan
ordusu ile ayakta durabilir. Bu ikinci ordu olmadan, birinci ordunun hizmetleri
ve kazandıkları yok olur".
Eğitim milletlerin bağımsız yaşayabilmeleri, kalkınıp güçlenmeleri
bakımından hayatî önem taşır. Atatürk'e göre, "en önemli, en esaslı nokta eğitim
meselesidir". Çünkü, "eğitim bir milleti ya hür, bağımsız, şanlı, yüce bir
toplum halinde yaşatır, ya da bir milleti esarete ve sefalete terkeder".
Atatürk, Millî Eğitime bir başka açıdan da büyük önem vermiştir: kurulan
genç Cumhuriyet ve bu Cumhuriyetin dayandığı temel ilkeler, Türk inkılâbı, ancak
yetişecek güçlü; aydınlık kafalı, sağlam karakterli yeni kuşaklarla ayakta
durabilirdi. Türk inkılâbını ve Cumhuriyeti koruyacak kuşakları yetiştirmenin
yolu eğitimdi.
Ankara'da toplanan "Muallimler Birliği" (Öğretmenler Birliği) kongresinde,
Atatürk eğitimin bu görevini şu sözlerle ifade etmiştir:"Sizin başarınız,
Cumhuriyetin başarısı olacaktır.. Hiç bir zaman hatırınızdan çıkmasın ki.
Cumhuriyet sizden ilmen, fennen, bedenen kuvvetli ve yüksek karakterli
koruyucular ister".
Atatürk'e göre, eğitime ve öğretmenlere düşen başka bir görev de şudur:
"millet olma" bilincini geliştirmek, aynı millete mensup olma duygusunu
güçlendirmek, millî beraberlik ve bütünlüğü pekiştirmek. Bu konuda, Atatürk
şöyle diyor:"Öğretmenden, eğiticiden mahrum bir millet henüz millet namını almak
yeteneğini kazanamamıştır. Ona sı- radan bir kütle denir, millet denemez. Bir
kütle millet olabilmek için mutlaka eğiticilere, öğretmenlere muhtaçtır.
Onlardır ki bir toplumu gerçek millet haline getirirler'".
Özetle, Atatürk'e göre, kaynaşmış bir millet haline gelmenin, çağdaşlaşmanın, kalkınmanın, hür ve demokratik bir toplum olabilmenin en etkili aracı eğitimdi.
Prof. Dr. Turhan FEYZİOĞLU
Atatürk Araştırma Merkezi Üyesi
24 KASIM ÖĞRETMENLER GÜNÜ
İnsan,
dünyaya geldiğinde, daha bebek iken gözlerini açar açmaz çevresindekilerini
hissetmeye çalışır. Yemeği, içmeyi, emeklemeyi, yürümeyi, koşmayı ve konuşmayı
öğrenir. Kendisini ve çevreyi algılamaya çalışır. Tüm bunlara karşın yine de
yardıma muhtaçtır.
İnsanın yaşamdaki ilk yardımcıları anne, baba, abla, ağabey, nine ve
dedesidir. Büyüyüp gelişen çocuk bilgilenme sürecine girer. Bu nedenle aile içi
eğitim ve öğretim yetersiz kalır. Çocuğun bu döneminde ihtiyaç duyduğu
bilgileri, ancak okulda öğretmen klavuzluğuda sistemli bir eğitimle olacağı ve
yönlendirileceği somut olarak ortaya çıkmıştır.Okulun ve öğretmenin devreye
girmesiyle ailenin de bu konuda sorunu çözülür.
Bir ulusun çağdaş ülkeler düzeyine erişebilmesi; eğitim ve öğretimin kaliteli
ve bilimsel yöntemlerle yürütülmesi ile ancak mümkün olabilir.
Eğitim sorunlarını çözen uluslar; kültür, sanat, bilim, teknoloji, sosyo-ekonomik
alanında da kalkınmış ve ilerlemiştir. Eğitime gereken önem ve ilgiyi
göstermeyen uluslar, başka ulusların kölesi olmaya mahkumdurlar. Kalkınmanın
temel şartı eğitim ve öğretimdir.
Öğretmen; insanları eğitmeyi ve öğretmeyi meslek edinen, eğitim kurumlarında
çocuk ve gençlerin eğitim öğretimlerine rehberlik eden, yön veren ve yaşam
hazırlayan kimsedir. Öğretmenler gününün amacı öğretmenin toplumdaki yeri ve
rolü önemi ve değeri nedir, sorunlarını belirlemek ve öğretmeni olması gerekli
yüce oruna oturtmaktır. Öğretmenlerin kendi aralarında bağı kuvvetlendirmek,
öğrencileri ile aralarındaki sevgi, saygı ve dayanışmayı güçlendirmektir. Emekli
olan öğretmenleri saygıyla anmak ve yeni atanmış öğretmenlere mesleklerinin
kutsal bilincine varmalarını sağlamaktır. İşte, Öğretmenler Günü, bu fedakar
öğretmenlerimizin kıymetini bir kez daha düşünüp anlamamızı sağlayan önemli bir
gündür.
Öğretmenlerimize duyduğumuz saygı, sevgi ve şükranlarımızı dile getirmek için
bu günü fırsat bilmeli ve bu duygularla, onların ellerini öpmeliyiz. Okulu
bitirip hayata atıldığımız zaman, bizi bu günlere hazırlayan öğretmenlerimizi
hatırlamak, ziyaret etmek ya da bir telefon, kart veya mektupla hatırlarını
sormak onlar için en büyük ve en değerli armağan olacaktır.
ÖĞRETMENLER GÜNÜ’NÜN KISA TARİHÇESİ
Türkler, ilk önceleri Göktürk ve Uygur alfabelerini kullanmışlardır. 8.
Yüzyıldan itibaren, İslamiyetin kabul edilmesiyle birlikte Uygur alfabesi
bırakılarak Arap alfabesine geçilmiştir.
Kurtuluş Savaşı'nı kazandıktan sonra, 29 Ekim 1923'te Cumhuriyet'i kuran
ulu önder Atatürk, askeri ekonomik, sosyal ve kültürel alanlarda birçok yeniliği
başlatmıştır. Bu yeniliklerden biri de, 1 Kasım 1928 tarihinde çıkarılan 1353
sayılı kanunla, Arap alfabesi yerine Latin alfabesinin kabulü olmuştur.
Bu tarihten itibaren yeni harflerin öğrenilmesi ve okur yazar sayısının
artırılması konusunda büyük bir seferberlik başlatılmıştır.
24 Kasım 1928 tarihinde açılan, Millet Mektepleri'nde, yaşlı, genç, çocuk,
kadın... herkese yeni harflerle okuma yazma öğretilmiştir.
Millet Mektepleri'nin açılışı ve Atatürk'ün Başöğretmenliği kabul tarihi
olan 24 Kasım günü, 1981 yılından beri Öğretmenler Günü olarak kutlanmaktadır.
Bu yıl 24 Kasım’ı 25.kez öğretmenler Günü olarak kutlamaktayız..
BİR EMEKLİ ÖĞRETMENİN VEDA KONUŞMASI
Sevgili
Çocuklarım! Benim İyi Öğrencilerim,
Bu gün sizler yeni bir ders yılına başlıyor, bense öğretmenliğimin 50. yılını
yaşıyorum. Büyük zaman dilimlerinden bir yüzyılın yarısı.
Cumhuriyetimizin kurulduğu acı günler içinden geldim. Mustafa Kemal Gazi'nin,
Atatürk'ün yolundan, izinden geldim. Bu yapıya öğretmen yönümle, yönetici
yönümle, sanatçı yönümle küçük taşlar koydum. Bunlar arasında bilgi, düşünce
duygu ve en önemlisi inanç yapılarına harç kattığım sizler de varsınız.
Üç yıldan beri aranızdayım. Şu anda okuttuğum öğrencilerimle; kendilerine sınıf
dışı hocalık ettiğim sizlerin karşısında nasıl bir heyecanı taşımakta
bulunduğumu takdir edersiniz.
Sevgili çocuklarım,
Burası benim son okulum, sizler son öğrencilerim, değerli hocalarınız da son
öretmen arkadaşlarımdır. Demek istiyorum ki, 50 yılın özü, sonu hiç
unutulmayacak olanı sizlersiniz... Anılarınız, hayalleriniz gözlerimden ve
yüreğimden hiç silinmeyecek! Bilimde, sanatta, memleket kaderinde söz sahibi,
büyük hizmetler sahibi binlerce öğrencimin heykelleşen son görüntüleri, son
kıymetli emanetleri sizlersiniz. Sizleri son durağıma kadar gönlümde
taşıyacağım...
Benim yiğit,
Benim güzel,
Benim iyi öğrencilerim.
Bu, benim size son dersimdir. Müsade ederseniz son dersimi de boş geçirmeyeyim.
Dersimizi boş geçirmeyelim... Sizlerden 50 yıl boyunca istediklerimi, her şeyin
üzerinde istediklerimi bir kere daha tekrarlayalım, özetleyelim: Bu vatanın, bu
milletin çocuklarısınız. Vatan, bu millet sizin oldukça siz de varsınız, o yoksa
sizler de yoksunuz, Ona karşı mert, çalışkan ve doğru olunuz... Çağımız bilgi
çağı, teknik çağı, yüksek kültürler çağıdır. Öğrenimde amacınız sadece bir
yukarı sınıfa geçme değil,
sadece bir diplomaya sahip olma değildir. Asıl amacınız geçerli, etkili, faydalı
ve sizi her toplumda, her işte ön planda tutacak üstün bir kültür ve yeteneğe
sahip bulunma olmalıdır. Ülkelerin nüfusu arttıkça, ülkemizin nüfusu arttıkça
buna daha da çok ihtiyaç duyulacaktır. Bunu da akıldan çıkarmayınız..,
Okulunuzu, öğretmenlerinizi seviniz. Büyük başarılarınız ancak bu el ve gönül
birliğinden doğar. Ailenizi seviniz. Ailesiz mutlu olmak mümkün değildir,
Onların emeğini, sevgisini, dileklerini iyi değerlendiriniz, içinde doğup
büyüdüğünüz yuvayı hep sıcak bulunuz, hep sıcak tutunuz, Sıcak tutunuz ki, yakın
gelecekteki sizlerin yuvaları da sıcak ve mutlu olsun. Aileler sağlam, yuvalar
mutlu olmazsa vatan zayıf düşer, millet sevgi gücünü kaybeder.
Tanrı'nın size ve güzel yurdumuza bağışladığı nimetlere şükürler olsun deyiniz,
Az bulursanız, bu toprakları daha verimli, daha sevimli yapmak için biraz da
sizler gayret gösteriniz, eksiğini tamamlayınız. Yani sizlere de iş düştüğünü
biliniz. Yurdumuz buna her yönden elverişli ye lâyıktır. Böylece yaşamayı,
tabiatı ve dünyayı daha güzel ve daha sevimli bulursunuz.
insanları, insanlığı seviniz. Dünya artık çok küçülmüştür. En uzak ülkeler bile
birbirleriyle kapı komşu gibi mesafeleri kısaltmışlar, yakınlaşmışlar, Komşular
dost geçinmelidir. Birbirlerinin zararına davranış içine girmedikçe
birbirlerinden sevgilerini esirgememelidirler...
Sevgili öğrencilerim, Sevgili arkadaşlarım.
Sevgili anne, baba ve kardeşler,
Sanıyorum ki, bana ayrılan beş dakikalık son dersin, son dersimin mânevi zili
çalmak üzeredir. Başarılarınız ve mutluluğunuz için yüreğimin bütün
cömertliğiyle Tanrı'dan dileklerde bulunacağım. Bu bir veda konuşmasıdır.
Yollarımız ayrılıyor demeye dilim varmıyor. Yollarımız hiçbir zaman
ayrılmayacaktır. Çünkü hepimiz; büyüğümüz, küçüğümüz Atatürk'ümüzün, Ata'mızın
yolundayız. Bıraktığımız iz ve eserlerle bundan sonra da hep beraber olacağız.
Bizden sonrakilerle de beraber olacağız. Bir evin başka başka odalarında gibi...
Hepinizi bu duygu ve düşünceler içinde sevgiyle kucaklarım.
Coşkun ERTEPINAR
Milli Eğitim Dergisi
EĞİTİM - ÖĞRETİM VE ÖĞRETMEN ÜZERİNE ÖZLÜ SÖZLER
***Bir millet irfan ordusuna sahip olmadıkça, savaş
meydanlarında ne kadar parlak zaferler elde ederse etsin, o zaferlerin yaşayacak
neticeleri vermesi, ancak irfan ordusuyla mümkündür.
(Atatürk)
*** Muallimler! Yeni
nesli, Cumhuriyetin fedakar muallim ve mürebbilerini sizler yetiştireceksiniz.
Ve yeni nesil sizin eseriniz olacaktır.
(Atatürk)
***Dünyanın her tarafında öğretmenler, insan topluluğunun en fedakar ve muhterem unsurlarıdır. (Atatürk)
***Milletleri
kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir. Öğretmenden, eğiticiden mahrum bur
millet, henüz bir millet adını alma yeteneğini kazanamamıştır.
(Atatürk)
***Eğitimdir ki bir milleti ya hür, bağımsız, şanlı, yüksek
bir topluluk halinde yaşatır; ya da milleti esaret ve sefalete terk eder.
(Atatürk)
*** Öğretmenler! Cumhuriyet sizden, fikri hür, vicdanı hür,
irfanı hür nesiller ister.
(Atatürk)
*** Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum.
(Hz. Ali
*** Yeryüzünde öğretmenlikten daha şerefli bir meslek
tanımıyorum.
(Diyojen)
***Dünyada
her şeye değer biçilebilir, ama öğretmenin eserine değer biçilemez. Çünkü, onun
eseri her şeydir ve hem de hiçbir şeydir.
(Socrates)
*** Öğretmen bir kandile benzer, kendini tüketerek başkalarına
ışık verir.
(Atatürk)
*** En önemli ve feyizli görevlerimiz, milli eğitim işleridir.
Milli eğitim işlerinde mutlaka muzaffer olmak lazımdır. Bir milletin gerçek
kurtuluşu ancak bu suretle olur.
(Atatürk)
*** Bir milleti hür, bağımsız, şanlı, yüksek bir toplum olarak
yaşatan da, köleliğe, yoksulluğa düşüren de eğitimdir.
(Atatürk)
** Yeter derecede eğitime sahip olmalısın ki, çevrende
insanları gereğinden büyük görmeyesin; fakat bilgeliği sağlayacak kadar da
eğitimin olmalı ki, onları küçük görmeyesin.
(M.L. BOREN)
***Heykeltıraş mermere ne ise; öğretmen de çocuğa odur.
(Addison)
***Ülkemizi gerçek hedefe, gerçek mutluluğa kavuşturmak için
iki orduya ihtiyaç vardır: Biri vatanımızı kurtaran asker ordusu, diğeri
ulusumuzun geleceğini yoğuran irfan ordusudur.
(Atatürk)
-2-
*** Öğretmenlik mesleklerin en az kazanç getireni, fakat insanı
en çok ödüllendirenidir.
(H.V. Dyke)
*** Dünyanın her yerinde öğretmenler toplumun en fedakâr ve en
saygıdeğer unsurlarıdır.
(Atatürk)
***Ordularımızın kazandığı zafer, sizin eğitim ordularınızın
kazandığı için yol açtı.Gerçek zaferi siz,öğretmenler kazanacaksınız. Bunu
başaracağınızdan kuşkum yoktur. Sarsılmaz bir inançla ben ve arkadaşlarım sizi
gözeteceğiz... Sizin karşılaştığınız tüm engelleri kıracağız.
(Atatürk)
*** Bir topluluk ulus olabilmek için mutlaka eğiticilere,
öğretmenlere muhtaçtır. Onlardır ki,toplumun gerçek bir ulus haline getirirler.
(Atatürk
***Öğretmenlik Tanrı sanatıdır.
(Hz.Ali)