125 defa görüntülendi.

Kur’ân ve Risale-i Nur

osman75
Profesör Dr.
*****

Mesajlar: 2,068 Katılma Tarihi: 16-01-2014 Rep Puanı: 0 Durum: Çevirimdışı

Mesaj: #1
Kur’ân ve Risale-i Nur

İmage


Bugün pek çok ehl-i dinin nazarında, neredeyse sabitleşmiş bir zan vardır: Risale-i Nur okuyanlar, Kur’ân’ı pek okumazlar, pek nazara almazlar,

Risale-i Nur’la yetinirler.

Şahsen, Kur’ân’la tanışması ancak Risale-i Nur’la gerçekleşen biriyim. Risale’yi okumaya başlamamla birlikte, Risale-i Nur’un her daim nazara

verdiği Kelâm-ı Ezelî’yi okuma iştiyakı duydum. Nitekim Risale okumalarının, adım adım, dünyamı Kur’ân mektebine hazırladığını hissediyorum.

O yüzden, pek çok ehl-i dinin sözünü ettiğimiz zannı, ba­na hiç mi hiç doğru gözükmüyor. En başta kendi şahsî tecrü­bem, bana bunun böyle

olmadığını gösteriyor.

Ne var ki, ortada böyle bir zan mevcut. Ve, Risale-i Nur’­un herkese ve her ehl-i dine ulaşmasını

istiyorsak, ona her­kesin ihtiyacı olduğunu düşünüyorsak, bu zannın kırılması ve aşılması gerekiyor.

Ayrıca, bu zannın, Risale-i Nur’a muhatap olanların bazı ‘vurgu’ hatalarından, keza bazı ‘vurgu’ kaymalarından da des­tek ve cesaret aldığı

kanaatini taşıyorum.

Risale-i Nur için, ‘Kur’ân-ı Hakîm’in şu asra bakan mane­vî bir tefsiri,’ ‘Kur’ân-ı Hakîm’in eczahane-i nurani­yesin­den şu asrın yaralarını

tedavi için alınan devalar’ gibi tabirler belki sık sık kullanıldı. Ama, itiraf edelim, içi doldurulmadı. Bu, bir ‘iddia’ düzeyinde bırakıldı;

ispatı yapılmadığı gibi, fiilî örnekleri de gösterilmedi.

Öyle ki, çokları Risale-i Nur’un Kur’ân’dan söz ederken en ziyade ‘Kur’ân-ı Hakîm’ demesini yadırgayıp, bunu Said Nursî’nin icadı olan bir

tarif zanneder ve tenkide yönelir iken; bunun doğrudan doğruya Kur’ân’ın Kur’ân’ı tarifi olduğu dahi söylenemedi. O kadar sıklıkla okunan eşsiz

Yâsîn sûresinin hemen ikinci âyetinde, Kur’ân’ın “ve’l-Kur’âni’l-Hakîm” olarak tarif edilişine ya kendimiz dikkat etmedik yahut, başkalarının

dikkatini buna çekmeyi beceremedik.

Bu örneğin belgelediği üzere, Risale-i Nur’un muhteva ve üslup örgüsü ile Kur’ân arasındaki kopmaz bağlar, maalesef ya fark edilemedi, yahut

fark ettirilemedi.

Oysa, Risale-i Nur’un Kur’ân’ı dahi Kur’ân’ın tarifiyle anlattığı farkedilse, onun tefekkürünü, usulünü, üslubunu ve terminolojisini tamamen

Kur’ân’a dayandırdığının anlaşılması ve anlatılması çok çok kolay olurdu.

O zaman, bunca insan Risale-i Nur’a belki bu kadar bühtan etmez; etseler de, bu bühtanlar, bu kadar insanın Risale’ye uzanması mukadder yönünü

başka taraflara çevirmezdi. Ama ne yazık ki, bu kopmaz bağlar dar akıllarımızdan gizleniyor.

Meselâ, Âyetü’l-Kübra’ya ilişkin bir dikkatsizlik, mânidar bir örneğidir bunun. ‘Kâinattan Hâlıkını soran bir seyyahın müşahedatı’ olan bu

risalede, yolculuğun nereden başladığı sorulsun bize. Sayfaları açılır veya hâfıza arşivi taranır, cevap verilir: “Yıldızlardan.” Evet,

Âyetü’l-Kübra kâinatın Rabbimizi nasıl tanıttığını ders verir. Ama ‘seyyah’ımız, yıldızlardan başlamaz yolculuğa; bir Kur’ân âyeti ile başlar.

İsra sûresinin, yedi kat göğün, yerin ve içindekilerin O’nu tesbih ettiğini; O’nu tesbih etmeyen hiçbir şeyin olmadığını bildiren 44. âyeti

ile. Nitekim, şu an elinize Şualar’ı alın, Âyetü’l-Kübra’yı açın; seyahatin bu Kur'an-ı

Kerim
âyetiyle başladığını görürsünüz. Açıkçası, ‘kâinattan Hâlıkını sorma’ mesleği, Said Nursî’nin kendi aklınca ürettiği bir yol

değildir; Kur’ân’ın hepimize bildirdiği bir yoldur.

Aynı şekilde, Haşir Risalesi’ndeki, “Madem dünya var, elbette âhiret var” ifadesinde özetini bulan ve milyonlar cilt İs­lâ­mî eser içinde misli

bulunmayan haşir ve âhireti isbat usulü de, Said Nursî’nin kendince ürettiği bir yol değildir. Bi­la­kis, bu risale, tam da bu usulü

öğreten“Fenzur ilâ âsâ­ri...”[1] âyetinden alınmış bir ders hükmündedir. Zaten, bu âyet­le başlamaktadır.

Şahsen, Risale-i Nur’u okudukça, Risale-i Nur’un kalbimi ve ruhumu her daim ona yönelttiği Kur’ân’ı daha bir ciddiyetle okuma iştiyakıyla

doluyorum. Ve Kur’ân’ı dikkatle oku­duğumda, Risale-i Nur’un ders verdiği hakikatlerin, esas­ların, usulün, üslubun ve hatta kelimelerin

Kur’ân’dan alın­dığını görüyorum.

Kur’ân’a muhatap oldukça, görüyorum ki, Risale-i Nur’­un en yoğun vurgularından biri olan fenâ-bekâ ikilemi, Kur’­ân’­da yoğun biçimde ders

veriliyor. Rahman sûresindeki eşsiz ve beliğ “Küllü men aleyhâ fân. Ve yebkâ vechu Rab­bi­ke...” âyetleri, bunun bir örneğini teşkil ediyor.

Keza, Risale-i Nur’un en yoğun vurgularından bir diğeri olan ihlas, Kur’ân’ın pek çok sûresinde, “Muhlisûne lehu’d-dîn” gibi âyetlerle ders

veriliyor.

Fakr, iktisad, adalet, ibadet, tefekkür, mânâ-yı harfî, sünnet-i seniyye kısacası, Risale-i Nur’un temeli, esası, aslı olan herşey Kur’ân’dan

alınmış bulunuyor. Öyle ki, Said Nursnin Kur’ân’dan ders aldığı yerler çıkarılsa eminim geride birşey kalmayacaktır.

Hal bu iken, Risale-i Nur’un Kur’ân’a ayna değil perde olduğu zannı ortada dolaşıyorsa, bu ‘perde’liği bizde arayalım diyorum. Arayalım; ve de

bu perdeleri kaldıralım istiyorum.

Zira, Risale-i Nur’un ders verdiği kudsî Kur’ân hizmeti Ri­sale’ye ve elbette Kur’ân’a perde değil; ayna ve pencere olma vazifesi yüklüyor

bize.*

Metin Karabaşoğlu / Risale Okumaları - 1

[1] Bkz. Rum Suresi 30-50.

Kaynak: http://www.RisaleMarket.com
18-06-2014 01:32
Web Bul Rep Ver Alıntı
« Önceki | Sonraki »


Bu Konudaki Mesajlar
Kur’ân ve Risale-i Nur - osman75 - 18-06-2014 01:32

Konuyu görüntüleyenler: 1 Misafir

Forum Atla:

tanıtım haberi- son haberler- haber- kahramanmaraş haberleri- wikigazete.com- webcimo- Hava Durumu- sanierungsunternehmen -

Öğretmen Sitesi

Öğretmen Siteleri



Öğretmen Sitesi | İletişim | Yukarıya dön | İçeriğe Dön | Mobile Version | RSS

Türkçe Çeviri: MyBBTürkiye
Üretici: MyBB, © 2002-2016 MyBB Group.

MyBB & SEO İnSiDe

ÖğretmenSitesi.İnfo Google Gizlilik Politikasına riayet etmektedir